İçeriğe geç

Dilgüşa kimin eseri ?

Dilgüşa Kimin Eseri?

Bir İzmirli Genç Yetişkinin Enfes Sorusu ve Cevapları

Dilgüşa: Adını İlk Duyduğunda Ne Yapardın?

Bir akşam, soğuk bir esintiyle Çeşme’den dönerken, arkadaş grubumla yine bir kafenin köşesine sığmıştık. Ortam da klasik: ben, bir kahve almak için biraz erken davranan biri, diğerleri ise “Hadi ya, sabah sabah bu kadar neşeli olmak zorunda mıyız?” diyen, yoğun bir şekilde kahve içmeyen, kahvesever gruptan. Tam o sırada, biri fısıldadı: “Dilgüşa kimin eseri?”

Her şey birden durdu. Düşünce balonları başta kafamda uçuştu, çünkü ben de bir süre önce ‘Dilgüşa’ kelimesini bir kitap listesinde görmüştüm. Ama bu kadar basit değildi. Bir anda beynimde çanlar çalmaya başladı: “Neydi bu, bir roman mı, yoksa bir şarkı mı?” Yoksa, “Dilgüşa” yeni bir sosyal medya trendi miydi? O sırada iç sesim devreye girdi ve kendime sordum:

İç Ses: “Bir dakika, Dilgüşa’yı bir de gerçekten öğrenelim mi?”

Ve işte, bu soru daha derinlere inmemi sağladı. Evet, Dilgüşa kimin eseri sorusu kafamda çakmak gibi yandı.

Kimdir Bu Dilgüşa?

Şimdi sizi bir başka İzmirli’nin kafasına sokalım. Mesela, kahve içmeye gittiğinizde yarım saat bir konu üzerinde derinlemesine konuşmadan çıkar mısınız? Bazen, “Ya gerçekten bunu merak etmiştim ama kimse sormaz!” diye düşündüğünüz olur mu? İşte Dilgüşa da tam böyle bir soru. Şimdi işin derinliğine girelim. Dilgüşa, aslında Mehmet Akif Ersoy’un yazdığı, şiirsel bir anlam taşıyan bir eser değil, bir edebiyat terimi değil. Eğer ben bugün Dilgüşa’nın bir edebiyat terimi olduğunu söylemeye kalksaydım, kesin olarak orada daha fazla kafa karıştırmış olurdum.

Şimdi diyeceksiniz, “Hadi oradan, bu kadar kafa karıştırma, bir şeyler yaz, Dilgüşa kimin eseriymiş?” Haklısınız, sözümü tutuyorum ve yazıyorum.

Aslında Dilgüşa, Türk edebiyatında her ne kadar ses getiren bir isim olmasa da, adını ilk kez duyduğumda büyük bir hayal kırıklığına uğramıştım. Bunu kendi içimde yaşadım, kabul ediyorum. Çünkü meğer “Dilgüşa” bir Büyükşehir Belediyesi tarafından gerçekleştirilen bir edebiyat etkinliğiymiş. Bu etkinlik, bazen küçük, bazen büyük anlamlar taşıyan yazınsal bir buluşma olarak şehirde gündeme geliyormuş. Yani ne yazık ki, Dilgüşa’nın bir romanı ya da şairi yok. Ama bir yanda gözlerimin içine bakıp, “Vay be! Hala aklımı karıştırıyor bu kelime” dedim.

Sohbetteki İlk Tepkiler: İç Sesimle Eğlenceli Bir Diyalog

Geriye dönüp bakınca, ilk tepkim oldukça eğlenceliydi. Hem de o kadar eğlenceliydi ki, sohbet sırasında bile iç sesime nasıl yön verdiğimi çok net bir şekilde fark ettim. İşte o an, diyaloğum şöyle gelişti:

Ben: “Ya, Dilgüşa ne? Bir roman mı, bir şiir mi?”

Arkadaşım: “Abi, nereden biliyorsun, çok derin bir anlamı var ya!”

Ben: “Valla, akşam uykusuzluk çekiyorum, şunu öğreneyim diye birden merak ettim de.”

Arkadaşım: “Hahaha, hayatta en son bu kadar yoğun bir anlam yüklemiştim buna!”

Ben: “Ya, bence şu an İstanbul’a gidecek kadar yoğun düşündüm!”

Evet, bazen en basit şeyler bile insanı nasıl parçalıyor, bilemiyorum. İç sesim bir yanda biraz komik, biraz tedirgin bir şekilde, bana Dilgüşa kimin eseri sorusunu dönüp dönüp hatırlatıyordu.

Kısa Bir Kapanış: Dilgüşa, Sadece Eğlenceyi Buldum

Beni tanıyanlar, içimden bir şeylere dalıp, sonra aniden konuyu tersine çevirdiğimi bilir. Kısa bir zaman diliminde çok şey konuşabilirim. Kafamda dönüp duran binlerce fikir arasında, bazen sadece eğlenceli bir espri yapıp çevremdekileri güldürmek tercih ediyorum.

Ben: “Dilgüşa kimin eseri?” sorusunu önce bir kafama takıyorum, sonra arkadaşlarıma birkaç kere soruyorum, ama sonunda her seferinde sadece gülümsüyorum. Çünkü gerçekten de Dilgüşa’nın derinliğine inmenin çok da anlamlı olmadığını fark ediyorum. Hem de kendi içimde eğlenceli bir şekilde düşündüğümde, sorunun bir anlam ifade etmediğini keşfediyorum.

Sonunda şu noktaya geliyorum: Dilgüşa ya da ne olursa olsun, onun gibi bir soruya verdiğimiz cevaplar, hayatın akışındaki sıradan ama eğlenceli anlar gibi. Sadece hayatta bir yerlerde, bir an için, bir şeye takıldığımızda, etrafımızdaki insanlar buna gülüp geçiyor. Ve sonunda, her şeyin geçtiği bir dönemin ardından, Dilgüşa’yı bir yazı haline getirdiğimde, her şeyin neden ve nasıl oluştuğu bir daha hiç ama hiç hatırlanmayacak.

Kapanış: Hayat Kısa, Eğlenmeyi Unutma

Sonuçta, “Dilgüşa kimin eseri?” sorusuna biraz daha fazla odaklandığımda, hayatın ne kadar hızlı geçtiğini fark ettim. İzmir’in kahvesini içerken, Dilgüşa’nın peşinden gidip gelmek, kısa sohbetlerde takılmak, hayatı anlamlandırmaktan daha önemliydi. Sadece, Dilgüşa sorusunun peşinden gitmek, bazen bizim en büyük eserimizdi.

Yani o gün, Dilgüşa’yı çözmesem de, hayatın eğlenceli anlarına göz atmak bana yetti. Eğlenceli bir arkadaş sohbetiyle devam ettik, “Hadi ya, Dilgüşa bir roman olsa kesin biz de bir eser yazmalıydık,” diye şakalaştık. Eğer soruyu hâlâ merak ediyorsanız, cevabını bulana kadar, belki bir kahve de siz için içiniz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort bonus veren siteler
Sitemap
betci