Dang Humması İnsandan İnsana Geçer Mi? Bir Hikâye
Geçen yaz, Kayseri’de, sıcakların iyice bastırdığı bir gün, evin bahçesinde serinlemeye çalışırken bir anda aklımda beliren soru beni derinden etkiledi. “Dang humması insandan insana geçer mi?” O an, kimseye sormamıştım ama bir şekilde bu sorunun cevabını ararken kendimi farklı bir dünyada bulduğumu fark ettim. Bu, sadece bir hastalık değil, kayıpların, korkuların ve umutların hikayesiydi.
1. Bir Sabah, Bir Kayıp
Her şey, sabahın erken saatlerinde başlamıştı. Evin içinde, duvarda asılı olan eski bir takvim vardı ve o günün üzerinde işaretli olan tarih, bana hiç de sıradan gelmedi. Havanın sıcaklığı dışında her şey normaldi, ta ki annem beni yatağımda uyandırana kadar. O sabah her şey garipti. Annem gözleriyle bir şeyleri anlatmaya çalışıyordu, ama o an ne olduğunu anlamam çok zordu.
“Babanın durumu kötüleşti,” dedi annem. “Bir doktora gitmemiz gerek.”
Evet, babam… Kayseri’nin kıyısındaki o küçük kasabada bir çiftlik evimiz vardı. Babam uzun yıllardır tarlada çalışıyordu, ama son günlerde çok halsizleşmişti. İçimden, “Ya dang humması olursa?” diye düşündüm, ama bu düşünceyi bir kenara iterek annemi dinlemeye devam ettim.
2. Aniden Şüpheler ve Korkular
Anneme yardımcı olarak hastaneye gitmeye karar verdik. Yolda, şehre doğru giderken, aklımdan bir sürü soru geçiyordu. Dang humması insandan insana geçer mi? Bu hastalık, büyük bir korku kaynağıydı o zamanlar. Ama düşüncelerimin içinde bir noktada babamın hastalığını, kendiminkine benzer şekilde hissetmeye başladım. Hiç beklemediğimiz bir şekilde, sanki bu hastalık bir kabus gibi karşımıza çıkmıştı.
Hastaneye geldiğimizde babamı muayene etmeye başladılar. O anın sessizliğinde, doktorların yüz ifadelerinden bir şeyler sakladığını hissettim. Onlar arasında konuşulanların çoğu, belirsizlik ve kaygı doluydu. “Ya dang humması insandan insana geçerse?” diyordum içimden.
Sonra doktor, korkularımın doğru olduğunu söyledi. Babamın hastalığı, dang hummasıydı. Ama bir başka soru takıldı aklıma: İnsandan insana geçer mi?
3. Kendi Kendime Sorular Sormak
O günün ilerleyen saatlerinde, hastanenin soğuk koridorlarında babamla birlikte beklerken, bir sürü soru kafamda yankı yapıyordu. Annemle göz göze geldiğimizde, kaybolan o güven hissini hissettim. Bu, hayatımda hissettiğim en büyük boşluktu. Çünkü o an, dünya, bana her şeyin belirsiz olduğunu hatırlatıyordu.
“Dang humması insandan insana geçer mi?” sorusu yine aklımda belirdi. Ama bu defa, korku ve kaygı içinde değil, bir anlam arayarak sormuştum.
Hastaneye, çevremizdeki tüm doktorlar ve hemşireler, bize yardımcı olmaya çalışıyordu, fakat bir o kadar da endişeliydiler. Zihnimdeki bu sorularla baş başa kaldım: “Ya geçerse? Ya birine daha bulaşırsa?”
4. Umut, Korku ve Bir Dönüm Noktası
Bir hafta sonra, babamın durumu biraz daha iyileşti. Şansımıza, dang humması insandan insana geçmiyordu, ancak o anki duygularımı hatırladıkça, bu süreç hiç de kolay olmamıştı. Korku, panik ve belirsizlik içinde bir sürü farklı duygu birbirine karıştı. Ama her şeyin sonunda, babam iyileşmeye başladı. Sanki hayat yeniden şekillendi.
Bu süreç bana çok şey öğretti. Hem kişisel olarak hem de toplumsal olarak… İnsan, başına gelen her şeyin içinde bir anlam bulabiliyor. Bu hastalık bir kabus gibiydi ama aynı zamanda sevdiklerimi kaybetme korkusu, bana değerli olan şeyleri daha çok takdir etmeyi öğretti.
—
Sonunda, bir cevap bulamamış olsam da, bu soruyu her zaman hatırlayacağım. “Dang humması insandan insana geçer mi?” sorusu, bir yandan hayatın ne kadar kırılgan olduğunu gösteriyor, diğer yandan insanın umudu ve sevdiklerini koruma içgüdüsünü açığa çıkarıyor. Bunu yaşadım ve şimdi bu soruyu sormak bana hem korku hem de umut veriyor.
Hayat, beklenmedik şekilde değişebilen bir şey. Bazen sorular, sadece bir kaygı kaynağı olur, bazen ise içimizdeki en derin duyguları ortaya çıkaran birer yol gösterici.